25 Şubat 2009 Çarşamba

İzmir'de bir gece geçiren acemi asker

Çok boş. Sanki şimdiye kadar yaşamamışım gibi hissediyorum kendimi. Birkaç saat içinde birliğime katılacağım. Askerlik başladığına göre, askerlikten önceki hayatıma geçmişim diyebilirim...

Biraz son günlerimden bahsedeyim.
Zaten boş boş yaşıyordum. Asker uğurlaması diye bişey istemiyor olmama rağmen, kalabalık bir kitle yolcu etti beni. Zordu bırakmak, otobüse binmek ve önceden sadece gezmek için geldiğim biryere zorunlu olarak gitmek. Arkamda bıraktıklarım sadece ogün beni otobüse bindirenler değildi. Bir sevdiğim vardı, bir hayatım vardı, bir vazgeçilmezim vardı ve bunların hepsi tek kişiydi.

Anne baba neyse de, insan sevdiğini geride bırakınca, nasıl duygular içinde olduğunu anladım "o"nu koklayıp arkasından baktığım zaman. Kokusunu duyamamak ve sesini dijital olarak duymanın beni nasıl etkileyeceğini de bilmiyorum.

Öyle yada böyle, şu anda gidiyorum,
Geride seni bırakıyorum.
Şimdiden kokunu özlüyorum ve
Şimdi burada olduğunu hayal ediyorum sevgilim...

22 Şubat 2009 Pazar

23 Madde ile Erkekler

Son zamanlarda birkaç yerde önüme çıkt bu maddeler. İlk olarak burada görmüştüm, sonra şurada da gördüm ve bu görmeleri böylece sürüp gitti. Bazılarında düşündürücü tespitler var ve kısmen doğru maddeler. Maddeleri okurken kendimi pek bulamadım. Belki şanslı biri olduğumdan bunu bilemiyorum ama okurken güldüm. Oku sende gül.

1. Pembe dizilerdeki sahte aşk nağmelerini bizden duymaya çabalamayın çünkü onlar gerçekten rol yapıyor ve kabak bizim başımıza patlıyor.
2. Bir SMS gönderdiğiniz zaman ilk 10 saniyede cevap gelmeyince ikinci SMS'te "Orda mısın???" diye sormayın. Kesinlikle oradayızdır..!
3. Mağazada gelinliklere bakıp "Aaaa ne güzeeel" dediğinizde onun bizim için bir anlamı yoktur. Bizi duygusuzlukla suçlamayın. Gelinlik sadece kızların hayalidir erkeklerin değil!
4. Saçlarınızı boyattığınızda bunu fark edemezsek anlayın ki yakışmamıştır ve bu bizim suçumuz değildir.
5. Çoğu erkek ısrardan ve bir şeyi ikinci kez duymaktan nefret eder; mutlaka ilk söylediğinizi anlamışızdır ama işimize gelmiyordur, lütfen bize geri zekalı muamelesi yapmayın.
6. Alışveriş yapmak hiç zevkli değildir ve asla zevkli olmayacaktır.
7. 'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmiyor olsak yanınızda bir saniye bile durmayız…
8. Bizden sizinle aynı üzüntüyü yaşamamızı ve size tuvalete kadar eşlik etmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın görevidir.
9. Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.
10. Biz erkekler gerçekten basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında sadece acıkmışızdır ve sadece ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek niçin masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın zira tüm erkekler edebiyatçı değildir…
11. Eğer farkında olmadan 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle diğer anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın…
12. Biz farklı anlamlar taşıyan dolaylı, mecazlı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin ve bizi yormayın…
13. Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız ki büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.
14. En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin.
15. Erkekler genelde sadece ana renkleri görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir bizim için. Sarımsı yeşil, açık yeşil likör yeşili, çimen yeşili, kireç yeşili, yay yeşili, orta deniz yeşili… Vallahi hepsi yeşil işte! Lütfen bizi zorlamayın!
16. Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını bilmiyoruzdur lütfen sormayınız ayrıca uyum diye bir şey yoktur ve sırf uyum için giyeceğiniz şeyleri 1 hafta önceden tasarlamanız tamamen sizin takıntınızdır. Mavi kotun üstüne her renk ve desen bluz giyilebilir.
17. Kırmızı tokanız var ve sırf bu tokaya uyum sağlaması için lütfen kırmızı takım elbise almaya bize mağazaları dolaştırmayınız!
18. Bizi anlamaya çalışın; ancak bizi anlama işini lütfen fazla abartmayın çünkü çok kolay anlaşılır erkekler.
19. Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin. Temiz bir evden ziyade bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır…
20. Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar… Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz… Yapılmamalı da. Bizi zorlamayın!
21. Aylarca süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, mutlaka bir doktora gidin.
22. Size 'neyiniz var' diye sorduğumuzda, 'hiç bir şeyim yok!!!' derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin…
23. 30 civarında ayakkabınız ve dolaplar dolusu elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.

20 Şubat 2009 Cuma

Sülüsümü Aldım Odamda Bekliyorum


Vatana millete hayırlı olsun. Sülüsümü aldım artık yarı resmi askerim. Hareketlerinize dikkat edin =).

Bazı arkadaşlar askere gideceğime inanmıyordu. Saçlarımı kestim gene inandıramadım. Bende bu tartışmalara son noktayı koymak için sülüsümün resmini buraya koyuyorum. Büyütüp duvarına asmak isteyenler için resmin büyük halini yollayabilirim.

Bugün askerlik şubesindeydim. Askerliğini yapmak isteyen, anadolunun bağrında kopmuş yağız delikanlı genç modunda askerlik şubesinin önüne geldim. Etrafıma havalı havalı bakıyordum. Biri bişey dese de dalsam diye. Sonra içeri girdim. Beni 3 soruluk kısa bir test sınava tabi tuttular. Sorular oldukça basitti. Ailenizden şu anda askerlik yapan varmı, ailenizden şehit olan varmı ve bingöl, diyarbakır, şırnak vs. gibi biyerde şu anda askerlik yapan varmı şeklinde. Soruların doğru cevaplarını bilerek asker olmaya hak kazandım.

İçeri girdim, memur hanımlardan birine doldurmuş olduğum testi verdim. Dosyam hazırlandı (3dk.). Gidip yol paramı aldım 23,5 TL. 50 kuruş kalmamıştı hernekadar önemli değil desemde vermek için ısrar edince kıramadım bekledim. Daha sonra Albayın odasına geçtim. Dosyamı masasına bıraktım. Sonra bir soru geldi. Asker olmaya hazırmısın evladım. Bende cevap verdim. "Hazırım Gomdanım." Sonra bana kağıtta yazan şeyleri tekrar okudu. 25şubatta saat 5e kadar birliğine katıl. "Emredersiniz Gomdanım" dedim. Sonra dışarı çıktım dosyam zarflanacaktı. Orada da yine rütbli bir abimiz vardı. Önümdeki adamla konuşuyordu. "Bahriyeli oldun he. İyidir iyidir" dedi. Sonra sıra bana geldi. Dosyama baktı. Bana baktı. Tekrar dosyama baktı. Sonra ben güldüm. Niye gülüyorsun oğlum dedi. Ne diyeceğinizi biliyorum dedim. Sonra oda güldü. Çünkü dosyamda "İzmir Yeni Foça 7.Jandarma Komando Eğitim Alayı Yazıyordu". Bak bu adamların hiçbiri asker değil. Sen askerlik yapmaya gidiyorsun iyi hazırla kendini dedi. Buna benzer bir muhabbet önceki komutanla da geçmişti aramda. İyi dedim. Aldım zarfı çıktım. O andan itibaren artık askerdim.

Üzerimden bi yük kalktı. Neden bilmiyorum rahatlamıştım. Sonunda vermişlerdi elime sülüsü =). Tüfek omza diyeceklerdi bikaç güne kadar.

İşte böyle adamı 10 dakkada asker yapıyorlar.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Aşk Durdukça - Yüksek Sadakat

Son 2 gündür bu şarkıyla yatıp kalkıyorum. Askerlik şarkılarıma bir yenisi daha eklendi. Çok atkileyici, çok dert anlatıcı, çok umutlu ve ve ve... çok güzel...

Son Bir Hafta ve Yasin Ürütürk

Alacağınız birkaç karar sizi ne kadar değiştirebilir? Günlük alışkanlıklarınızda birkaç değişiklikmi, yada... Yapmayı sevdiğiniz şeylerden vazgeçmekmi, yada... kendinize verdiğiniz özenimi? Aslında aldığım kesin bir karar yok ama nasıl anlatayım ki... Rahatlamayla beraber içimde oluşan küçük küçük sıkıntılar var bende şu sıralar. Düşündüğümde çokta farklı birşey yapmışım gibi gelmiyor ama insan bir değişik oluyor işte. Bu zamana kadar, hiçbişeyi düşünmedim. Birşeyi kafama takmadım yada bana "yapmak zorundasın" dedikleri hiçbirşeyi yapmadım.

Ama geçen günlerde anladımki yapmak zorunda olduğum şeyler var. Sorumluluklarımın hep farkındaydım ama, anladımki daha fazlasıda var. Herkesin derdi kendi içinde büyüktür ama baktığımda benden dertli kimse göremiyorum etrafımda. Yada derdimi açtığım herkes (dert demiyelimde, aklımda olan bir kararsızlık diyelim) "ohooo seninkide dermi" deyip bir başlıyorlar ki anlatmaya... Anlattıkları da birşey değil aslında. Bu geçen zamanda anladım işte bu herkesin derdi kendine olayını. Herkes sanki "bu dünya bitek bana kelek yapıyor" diye düşünmekte.

Askere gidiyorum evet. Aslında askere gitmek istiyorumda sorun orda değil. Sorun şu, ülkemizdeki askerlik durumunun "zorunlu askerlik" adı altında alınması. Hoş, askerlik zorunlu olmasa kimsenin gideceği de yok ya oda ayrı tabi. Zorla yada değil, gönüllü yada mecburen de olsa bikaç gün içinde birliğe katılmış olacağım. "Tamam ben askere gidiyorum." dediğim anda sanki kafamda oluşan tüm fikir ve planlar yok oldu, yerine yenileri geldi. Kendim için yaptığım kısa, orta ve uzun dönemli hedefler değerlerini yitirdi.

Zorunlu asker olmanın en zor tarafı ise, yukarıda dediğim gibi gitmeye gönüllü bile olsanız, kelimenin başındaki "o" , "zorunlu" kelimesi sizi bu gönüllülükten soğutuyor. Bir hizmet olarak değil de, olmazsa olmaz olarak görmeye başladığınızda ise, içi içini yiyor insanın.

Şimdi bir düşünelim;
Askerlik ne için yapılır. Birinci ve en önemli durum, "Vatani Görev" olması. Böyle gelmiş böyle gider zihyetinden bir kurtulabilsek biz ve Profesyonel ve tam teşkilat eğitimli ordu sistemine geçsek herkes için daha iyi olacak. Tabi bunu yapmayacaklar biliyoruz. Yani yapamayacaklar. Bizim ülkede "Askere gitmeyene kız verilmez" zihniyeti öyle bir oturmuş ki, zorunlu askerliği zaten içlerinde kabullenmiş hazır asker arkadaşlar, "Ulan evlenemicezmi şimdi biz" derler biliyorum.

Ayrıca, bize hizmet edemeyen bir devleti korumak için zorunlu askerlik görevi yapmak da ne kadar doğrudur bu tarşılabilir. Olaya biraz daha uzaktan bakmak gerekirse, Birisi askere gitmemek için okulunu uzattığı her an, askerden sonra iş bulma olasılığını da düşürmüş olur. Nedenmi? Kısa bir hesaplama ile, liseden mezun oldun yaşın 18. Liseden sonraki tecil hakkını kullandın yaş 22. Götün tutuştu Öss'ye girdin kazandın gittin. yaş 23 oldu. Sonra okulu 6 yılda bitirdin. (ki bu askerden kaçmak isteyen kişilerin garanti okul bitirme yılıdır.) yaş oldu 29. Askere gittin geldin. Yaş oldu 30-31. Hadi bakalım... Şimdi ne yapacaksın. Zaten Öss'de en son tercihini kazanarak askerlikten yırtmak için okula girmişsin. Okudun bölüm alakasız biryer, yada Türkiye'de sektörü olmayan bir bölüm. (Türkiye'de çalışamayacakları bir alanda okumaları için bölüm kuran zihniyette ayrıca tartışılabilir.) Ne iş bulabilirsin, ne iş kurabilirsin. Konumuzun çok dışına çıktık ama aklımdan bunlar geçiyor nedense.

Sadete gelirsek, şu anda aklımda sadece hemen askere gitmek, sağ sağlim dönebilmek, hayatımdaki o kırmızı şizgiyi çıkarabilmek var.

Ayrıca küçük bir tavsiye: Sakın ola ki askerliğinizi ertelemeyin. Belki ben artık asker psikolojisine girdiğim için böyle diyorum ama, öyle yada böyle bu vatan borcudur ödenecek vatan bize borcunu ödemiyor olsa da. Böyle gelmiş böyle gidecek....

Yazdıklarımı okuduktan sonra gülesim geldi saçma olmuş biraz ama yayınlayacağım yine de =)

14 Şubat 2009 Cumartesi

Mutlu Ol Bu Bir Emirdir - Sinan Çetin

Sinan Çetin'i pek sevemesemde, bazı işleri oldukça etkileyici oluyor. Hakkını vermek gerekir. Filmi anlatmama hiç gerek yok. Boşu boşuna yazı okumayın filmi izleyin.

13 Şubat 2009 Cuma

Askerlik Şarkısını Buldum!


Şarkı budur. Bu şarkıyı her dinlediğimde, kendimi dağlarda hissediyorum nedense... Sözleri çok etkileyici. Melodiye söylenecek laf yok. Önceden de çok dinlerdim. Ama askerliği düşünerek dinleyince daha etkileyici olduğunu fark ettim. Tavsiye Listeme bir öğe daha!







Helloween'a böyle bir şarkıya imza attıkları için birkez daha teşekkür ederim. Benim için yazılmamış olsa da. Hatta adamların askerliğin ne olduğundan haberleri bile olmadığını düşünsemde. Askere giderken otobüste dinlenir bu şarkı. Kaç saatse kaç saat. Gidene kadar dinle...

Yenilen Takım, Maça Doymazmış

Başlığı ilgi çekici olsun ve Sinan'ı gaza getirsin diye öyle yazdım. Yoksa Maç yapalım diğe ağlamadı yani msnde falan yanlış anlaşılmasın =). Geçenlerde, Şurada Sinan'la bir Pes maçı yapacağımızı, şurada da yaptığımız maçın sonucunu yazmıştım. O yaptığımız maçlardan sonra Sinan'la bir maç daha yapma konusunda konuşmuştuk ve Bu cuma gününe anlaşmıştık.

Bugün msnde denk geldik Sinan'la, cuma gününün geldiğini hatırlattı ve "Bir maç serisine daha varmısın" diye sordu. Bende tabiki kabul ettim. Zaten amaç maç yapmak değil, eğlenceli vakit geçirmek ve birbirimizi görmüş, konuşmuş olmaktır. Yeni maçın saatini ve yerini de belirledik. İlk maçı, benim istediğim yerde oynamıştık. Bu maçı da Sinan'ın (sanıyorum) sürekli gittiği bir yerde oynayacağız. Deplasmak havası soluyacağım anlayacağınız. Maçtan sonra da, biyerde bişeyler içmek gibi planlarımız var. Onu geçelim konumuz bu değil çünkü.

Maçın yapılacağı yeri ve saati konuştuktan sonra, benim saçlarıma kadar geldi muhabbet. Malum ben askere gidiyorum 1 haftaya kadar, istersen saçlarını kestirme de o moral bozukluğuyla almıyayım aklını gibi laflarda bulundu. Buda beni daha çok gaza getirdi zaten. Bırak kısa saçı, oraya Kel olarak gitsem bile (cıbıl kelden bahsediyorum) yine de deplasmak olmasına rağmen yenmeye gidiyorum! Bu maç alınacak başka yolu yok.

Ayrıca maç öncesi ve sonrası röportajlarımız da olacak kısa kısa. Hatta maçta imkansız goller olursa onları da videoya çekip buradan yayınlarız. Aslına bakarsak bu maç için çokta iddialı konuşmak istemiyorum. Tabiki yenmek için gidiyorum ama deplasman havası, taraftar baskısı, yeni bir tv, yeni gamepadler, yeni adisyoncu amca, yeni koltuklar, maç arasında işemek için yeni bir tuvalet. Bunlara alışmak göründüğünden de zordur. Eğer ortama ayak uydurup iyi konsantre olursam. Sinan'ın eline verip içkimi daha rahat içerim heralde =).

11 Şubat 2009 Çarşamba

Kaytan Bıyıklarımı Sürsem Nerelerine

İbrahim Tatlıses ve Kemal Sunal'dan sonra kaytan bıyıklarını biryerlere sürmeyi isteyenlere İsmail YK'da katılmış. Benim böyle bir şarkıdan haberim yoktu. Mustafa ve Murat günün belli saatlerinde, belli olaylardan önce ve sonra bu şarkıyla coşuyorlarmış...

Benimde çok hoşuma gitti. Bundan sonra bende bu şarkıyı ara ara dinleyeceğim yeni versiyonu ile. Eğer askerde mp3 player kullanma gibi bi şansım olsaydı, içinde sadece bu şarkı olurdu emin olabilirsiniz.

Ayrıca, kaytan bıyık kelimesi benim herzaman içimde bir yer etmiştir. Kaytan bıyık nasıl olur diye sorarım böyle ara ara kendime. Ama araştırmalarım sonuş verdi ve bende bir karar verdim. Kaytan bıyıkları aslında çok uzakta aramamak gerekirmiş. Kaytan bıyıklar görebileceğimizden daha da yakında. Kemal Sunal'ın Sosyete filmindeki bıyıkları işte o kaytan bıyıklardır. Tartışmaya burada son noktayı koyuyorum. Birdaha böyle şeylerle gelmeyin bana.

Şarkıyı Mahsun Kırmızıgül'de yorumlamış ama tabiki İsmail YK'nın yorumu kadar güzel bir yorum yok. Şimdi isterseniz aşağıda sizin için özene bezene hazırladığım bu müzik çalarla dinleyebilir. Yada Hemen altıkdaki İNDİR linkiye tıklayarak şarkıyı bilgisayarınıza indirebilir ve evinizde son ses açarak doya doya dinleyebilirsiniz.








İNDİR

Ayrıca yukarıda dinlediğiniz versiyondaki son saniyelerde kulağınıza yeeaaeh diye bir ses gelecek. Bu ses şarkıya sonradan eklenmiş bir ses değil. İsmail YK'nın şarkı yorumlama anlayışının bir parşasıdır.

Unutmadan bu da, bildiğin, has, gerçek kaytan bıyıktır.

10 Şubat 2009 Salı

Pes 2009 Derbisi Sonucu


Önceki yazımda Sinan'la bir Pes maçı yapacağımı yazmıştım. Çok konuşuldu, birçok teori ortaya atıldı. Kimisi, benim yeneceğime garanti gözüyle baktı. Kimisi, Sinan'ın takım oyunuyla başa çıkamayacağımı düşündü. Maçtan önce Bursa Heykel PSHOME'da soğuk rüzgarlar esiyordu. Mekan sahibi, "Lütfen taşkınlık çıkarmayın" diye bizi uyardı. İçeri girdiğimizde oyun oynanan tüm masalar boşaldı. Herkez önünü ilikleyerek mekandan ayrıldı ve maçları dışardan camın arkasından izledi.

Kırmızı kartlar Sinan'ı bitirdi!
10 kişi kalınca herkez zorlanır. Eğer benim gibi, fırsatları iyi değerlendirebilen biriyle oynuyorsanız işiniz daha da zor olabilir.

Oynarken tedirgindim açık konuşayım :) Dişli bir rakibim olduğunun farkındaydım Sinan'nın Biraz da maçın özetlerine yoğunlaşalım. Maçların skorları aklımda değil toplam 5 maç yaptık. Birçok gol ve tartışmalı pozisyon vardı. Golleri ve tartışmalı pozisyonları Pazar akşamı Ahmet Çakar'la Zor Karar programından izleyebilirsiniz. :)

İlk maç oldukça soğuk bir havada başladı. Zaten Sinan, Inter'i alınca Adriano ve Ibrahimoviç'ten korktum. Maçın başında hemen 2 gol atarak beni pıstırdı. Sonra Anelka çıktı sahneye ve beni hayata döndüren golü attı. Sonra Sinan'ın kırmızı kartı geldi ve 10 kişi kaldı. Yanlış hatırlamıyosam ilk maçı 5-3 aldım.

İkinci maç daha da çekişmeli oldu. İlk gol yine Sinan'dan geldi. Ben yine bir kırmızı kart bekledim ama maçın süresi yetmedi :) Sanırım 6-4 bitti ikinci maç.

Üçüncü maçta benim üstünlüğüm gözümden kaçmadı ve yine olan oldu. İlk yarının ortalarına doğru Sinan yine bir kırmızı kart vakasıyla karşı karşıyaydı. Skoru tam hatırlayamamakla beraber 3 farkla maçı aldım.

Dördüncü maç, Sinan dizginleri eline almaya başlamıştı. Sağlı sollu ataklar artıyordu. Adeta kendi yarısahama kapanmış vaziyetteydim. Maçın sonunda Sinan'ın 6-3'lük haklı bir galibiyeti vardı. Kımızı kart görmedi.

Beşinci maç... En heyecanlı maç oldu. Bu maçta Sinan'ın yine yediği bir kırmızı kart vardı. Beşinci maç karşılıklı gollere sahne oldu. Bir Sinan atıyordu bir ben. Hele ki sanırım maçın 88. dakikasıydı ve skor 4-4 dü. Sinan br golle öne geçti. Dakika 89 oldu ve ben santradan oyuna başlıyordum. Başlama vuruşunu Anelka Shevsenko'ya doğru yaptı ve ben gözlerimi kapadım. Sanki kale bir metal parçası, Shevsenko'da bir miknatıs'dı ve taktım golü :) Maç uzatmalara gitti. Ben zaten açılmıştım. Uzatlamalarda da son dakikalarda üst üste attığım 2 gol. Sinan'ı adeta perişan etti.

Son gördüğümde Sinan Gamepad'in anatoglarını ısırıyordu... Şaka tabiki. Fair Play rüzgarları esiyordu maçların tümünde. Hatta ben kendi kaleme bile gol attım. Sinan'ın oyuncuları mis gibi golü kaçırdı diye. O derece Fair play vardı maçta siz düşünün gerisini :)

Velhasıl güzel maçlar oldu. İyi bir akşam geçirdim Çok eğlendik ikimizde. Ben gitmeden önce birkaç maç daha yapacağız diye söz verdik birbirimize...

08 Şubat 2009 Pazar

Pes 2009'da Büyük Randevu


Pes'de kardeşimle oynarken birbirimize attığımız gollerden oluşan bir video paylaşmıştım geçenlerde. Facebook'ta da paylaştım tabki haliyle ve bu video birinin dikkatini çekmiş. Benimle bir maç yapmak istiyormuş bu kişi. Herkesle maç yapmam. Ama anladığım kadarıyla bana meydan okuyan bu genç işi biliyor.

Sinan'dan bahsediyorum tabiki. Önce, Facebook'daki videonun altında karşılıklı laf atışmasından sonra müsabakanın yapılacağı gün belli oldu. Buraya dikkat! Pazartesi günü asrın pes maçı yapılacaktır. Ben bugün dışarı çıkıp bu derbiye yakışan, gamepadleri sağlam ve futbol oynamaya elverişli ps3 kafe bakınacağım biraz. Ama büyük ihtimalle, nalbantoğlu civarında bulunan ve benim uzun süredir gitmek istediği ps3 kafeye gideceğiz.

Sinan! burdan sonrası sana.
Hernekadar ps3te ikinci defa pes oynayacak olsamda, rakibin olan bu kişilik yabana atılacak insan değil! Derbilerde kimin ne olacağı hiç belli olmaz. Yersin üç tane, ondan sonra hadi geçmiş olsun. Çokta tehtitkar konuşmak istemiyorum. Günümde olmam berabere kalabiliriz diye. Farkındaysan yenilebilirim demedim. Yenilmek yok benim kitabımda Sinan! Bu arada Chelsea benim. Sonra mızıkçılık yapmak yok. Birinç birinç önce ben seçtim. ahaha
Neyse, az önce de okuduğunuz gibi pazartesi günü, muhtemelen saat 20:00-21:30 arası bir ev sahibi, birde deplasmanda olmak üzere 2 maç yapacağım bu insanla. UEFA kuralları geçerli olacak puanlamada ve maçlar sonunda beraberlik meydana gelirse bir extra maç daha yapılacak oda tabiki Chelsea'nın sahasında...

Ayrıca son paragrafi dikkatli okursanız, içinde kafiyeler ve eşseslerle biten cümleler olduğunu fark edeceksiniz. Şiir gibi konuştum, umarım Pazartesi günü de şiir gibi oynarım...

Sevgiler, Saygılar... Öptüm seni Sinan :)

Kısa Film - Burak Aksak - Ayrılık



İzlediğim en güzel kısa filmlerden biri. Tavsiye ederim. İzleyin.

07 Şubat 2009 Cumartesi

Yasin ve Sabri Geleneksel Gece Maçları'ndan Goller

Akşamları kardeşimle pes oynarız. Sanırım bu konudan daha önce de bahsetmiştim. Güzel goller atarız birbirimize. Hele bazıları vardır ki, güzel golün ötesindedir. İzlerken kolay gol gibi durabilir ama karşılaşılması zor gollerdir bazıları.

Tabiki attığımız goller bunlarla sınırlı değil. Heyecandan kaydetmeyi unuttuğumuz gollerde var. Bunlardan daha güzel golleri kaydetmeyi unuttuk zamanında. Neyse... Bende kaydetmeyi akıl edip kaydettiğimiz gollerden birkaçını seçerek bir video hazırladım. Güzel bi video oldu.



Unutmadan söyliyeyim. Drogba ile attığım gol tamamen baldır. Ben aslında orta yapmak istemişim, biraz fazla basınca ve biraz da şansın yardımıyla çok güzel bir gol oldu.

Ara ara böyle videolar hazırlayacağım artık zevkli oluyor.Ayrıca Pes'ten konu açılmışken dün akşam pes 2009ü ilk defa ps3'te oynama şansım oldu. Mükemmel bir oyun zaten de ps3'te daha bir zevkli oluyor. Görüntüler falan çok daha güzel bilgisayara göre. Oynamayan varsa şiddetle tavsiye ederim.

Gayri Ciddi Düşünceler

Gayri Ciddi'den haberi olmayan varmı bilmiyorum. Blog'undan haberiniz olmayabilir. Ama internette zaman geçiriyorsanız Otopsi'nin karikatürlerinden birini okumama ihtimaliniz oldukça düşük. Uzun takip ettiğim bloglardandır. Wolkanca sayesinde tanımıştım otopsinin yarattığı karikatürleri. Bir süre sonra da bağımlılık yaptı zaten.

Bende hem ona destek olmak, hemde reklam alanlarımı boş bırakmamak adına kendi bloguma da gayriciddi'nin reklam bannerını yerleştirmek istedim. Hazır bannerını da koymuşken birde yazı ekliyeyim dedim. İyi de ettim. Hep yazmak isterdim de, olmadı işte birtürlü.

Gayri Ciddi'de Otopsi, gündeme dair bloglar çiziyor. Bu gündeme blog gündemi de dahil tabiki... Öyle çok fazla karikatür okumam. Karnıma ağrıyarak güldüğüm bir karikatürist vardır, oda Yiğit Özgür'dür. Bide Otopsi'nin karikatürlerini takip ediyorum işte...

05 Şubat 2009 Perşembe

89/1 Jandarma Komando Er Yasin Ürütürk

Askerlik... Hayatımdaki en büyük kırmızı çizgiydi. Birşeyler yapacağım zaman, herzaman önümde o vardı. Çok kararsızdım ve çok umutsuzdum bu konuda. Ama "sonunda" nereye gideceğim vede ne zaman gideceğim belli oldu.

İzmir Foça 7.Jandarma Komando Eğitim Alayı. İşte bu yazdıyı yazdığım tarihten tam 16 gün sonra oranın koğuşunda uyanacağım. Etrafımdan duyguklarım çok iç açıcı şeyler değildi bu birlikle ilgili. Ama anladığım kadarıyla, beni çok zor bir askerlik dönemi bekliyor. Foça'da 3 ay eğitim gördükten sonra, usta birliğimin neresi olacağı belli olacak. Herkesin söylediği doğu garanti olur. Lafıydı. Bu durumunda içinde birkaç açılımı var. Kimine göre doğu çok daha iyi, kimine göre de çok zor... Batıda ise yine farklı iki düşünce var. Kimine göre batı çok rahat, kimine göre ise çok zor. Ben hangisini seçeceğime karar veremiyorum demek isterdim. Biliyoruz ki öyle bir seçim hakkımız yok.

Bu askerlik süresince birçok yeni şey öğreneceğimin ve döndüğümde görünüşümün oldukça fazla değişeceğini de biliyorum. Döndüğümde diyorum sanki dönmem garantiymiş gibi. Yarın sabah karşıdan karşıya geçerken bana araba çarpıp ölmemden daha yüksek ihtimalli askeri görevi yaparken ölmek. Herkes bana bu ölme konusunda çok fazla kızıyor. Haksızsam söyleyin ama, öyle hissediyorum. Ölmekten korktuğum yok aslında. Bir insan ölmekten neden korksun ki. Doğarız ve Ölürüz. Bu zamana kadar böyle olmuş bundan sonra da böyle gidecek. Beni korkutan geride bıraktıklarım. Aslında korkutan da demek istemiyorum. Beni korkutan sevdiğim insanlara bir yararımın yada bir yardımımın olamayacak olması.

Bu yazıyı yazarken aklıma neden askerin günlüğü bir blog olarak tutulmasın dedim. Düşündümde çarşı izinleri dışında internete erişebileceğim biryer yok. Ama ben yine de bir asker blogu açmak istedim. Asker olduğum süre içerisinde, askerlik ile ilgili günlüğümü oradan tutacağım. Adı da çok güzel oldu "Jandarma Komando". Bakalım "Jandarma Komando Yasin Ürütürk teskereyi aldı!" başlığında bir yazı yazabilecekmiyim.

Bekleyip göreceğiz...

04 Şubat 2009 Çarşamba

Keyfim Yerinde Değil

Son zamanlarda bütün olaylar üst üste geldi. Tam yavaş yavaş hayatım düzene giriyor derken, hiç hesapta olmaya durumlar gelişti. Son 1 yılda beni derleyen toparlayan ve ayakta tutan insan olmasa ne yapacaktım hiç bilmiyorum. O insan yine herzamanki gibi bu zamanlar da yanımda.

Kardeşimle akşamları PES maçlarımız vardır. Hem kardeşimle zaman geçirmiş olurum. Hemde keyfim bir nebze olsun yerine gelir. Ama son günlerde ve özellikle bu yazıyı yazdığım gün yapığımız maçlardan hiç zevk almadım. Saat 4ten beri ruh gibi geziyorum ortalarda.

Ben en son ilk şirketimi kapattığımda kendimi böyle kötü hissetmiştim. Ama şimdi anlıyorum ki insanların mutsuzlukları herzaman bir öncekinden fazla oluyor.

Bu gece Ozan'la dışarı çıktık. Biraz hava alalım diye. Herşey üzerime üzerime geliyordu. Öldükten sonra birşeyler olacağını bilsem, bugün intihar edebilirdim. Belkide ben çok fazla abartıyorum ama rahat adamım ben. Yaptığım planlar tutmadığı zaman herşeyin sorumlusu olarak kendimi görüyorum içim içimi yiyor. Evet! Aslında olayların benimle hiç ilgisi yok. Sorumluluklarım var farkındayım. Aslında şimdi ağar sorumluluklarım yok sadece kendime bakıyorum ama, birkaç yıl sonra hayatımın geri kalanını geçireceğim kişiye bakmak, rahat ettirmek gibi sorumluluklarım olacak. Aslında onlar için çalışıyorum didiniyorum bu zamanlarda. Aklımda herzaman soru işaretleri oldu. Bazen kararsızlıktan dolayı belirdi, bazen se verdiğim kararın doğru olup olmadığını sordum kendime. Ama şimdi biliyorum ki verdiğim hiçbir karar yanlış olmadı şimdiye kadar. Sadece kafamdaki kararsızlıklar ve zorunlu çaresiz beklemeler yiyip bitiriyor beni.

02 Şubat 2009 Pazartesi

Yolda Ferrari görmek...

Başıma gelen en güzel şeydi. Bursa'yı bilen bilir, Ziraat Bankasının önündeydim bir ses durdum arkama baktım yanımdan birşey geçti. Sadece kırmızı olduğunu gördüm ve sönmez iş sarayının virajından dönene kadar sesini çok rahat duyabiliyordum.

Ferrafi hastalığı herkezde vardır. Yani şöyle demek daha doğru olur. Her erkeğin rüyasıdır bir Ferrari kullanmak. Ben ogün videoya çekmemiştim ama, bir video geçti elime ordaki arkadaşlar çekmişler ve aralarında yaptıkları muhabbet de dinlenesi bir konuşma olmuş. İzlerken hem güldüm, hemde düşündüm. Neyi mi? Birkaç sene sonra bunlardan birini kullanacak olmamın bana vereceği zevki.

HoşGeldin Okan!

An itibari ile okan kardeşimin askerliğini tamamlayıp memleketine geldiğini öğrenmiş bulunmaktayım. Ne kadar sevindiğimi anlatamam 15 ay gitti. Yaptı geldi. Selamlıyorum seni Okan!

01 Şubat 2009 Pazar

Neden Dark Orbit Oynuyorum?

Zamanında birkaç online oyun tecrübem olmuştu. Şöyle demek daha doğru olur ki birkaç oyunu birkaç dakika 1 oyunu da birkaç gün oynamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam üye olduğum ilk online oyun ogame idi. Birkaç dakika takıldıktan sonra sıkılmıştım. Ondan sonra da bir süre Knight online oynadım. Öyle geçti gitti.

Hatta son zamanlarda Ozan'la hararetli bir şekilde Wow'a başlasakmı diye konuşuyorduk. Paket alacaktık. Ben başlarda çok hevesliydim ama sonradan hevesim geçti. Ozan'da bir süredir Free Serverların birinde oynuyor. Önce orda oyunu kavrayıp sonra paket alacakmış... Doğru tabi biyerde.

Neyse... Benim öyle oyunla falan pek işim olmaz. Akşamları kardeşimle Pes oynarız o kadar. Bide bazen arkadaşlarla toplanınca oynarız. Gerçi her seferinde beni yenerler ama olsun. Benim bu Dark Orbit işi bundan 1 hafta yada 10 gün önce başladı. Gerçi ben geçen sene üye olmuşum ama üye olduğumu bile hatırlamıyorum. Oyuna girdim ve oda ne görsellik açısında mükemmel birşey. Tabi şimdi Star Wars ile karşılaştırmayın da, bir internet tarayıcısından alınabilecek görsellik tarafından baktığınımda resmen büyüledi beni.

Bir süre çömezce takıldım sağda solda hammadde topladım akşama kadar ama sonra işin aslını öğrenince ve birazda oyunu kavrayınca oyundan aldığım zevk 10 katına çıktı diyebilirim. Çok basit gibi görünmesine karşın, oldukça gelişmiş ve karışık bir oyun. Aslında karışık olup olmamasını siz seçiyorsunuz. Pasif oyuncular oyunun basitliğinden yakınırken profesyonel oyuncular bu karışıklığın içinde zevkle zaman geçiriyorlar.

Velhasıl, oyun son derece keyifli en azından bir deneyin derim. Ben günde bir yada iki saat anca oynayabiliyorum ama oda yetiyor. Benim gibi oyun düşkünü olmayan bir insanı rahatlıkla doyurabilecek kapasitede. Kardeşimi de başlattım oyuna arkadan arkadan geliyor oda.

Unutmadan yeni aldığım geminin bir resmini koymak isterim;
Kendisi Bigboy'dur oyunun en iyi 3. gemisidir. Her bakımdan iş görür sizi yarı yolda bırakmaz. Jeneratörlere kasıp iyi lazerler aldığınız zaman sizden keyiflisi olmaz. Ben daha yeni aldığımdan bütün param buna gitti para (kredi) kasmaktayım bu ara.

Yine, yeniden, tekrar merhaba!

Uzun zamandır blog yazamıyordum. Farklı nedenleri var. İş, okul vs... eksikliğini de hissetmedim değil. Başımdan bir olay geçse hemen eve gelip yazmak istiyordum ama malesef yeterli zamanı bulamıyordum. Bende şimdiye kadarki blog hayatımı bir kenara bırakıp yine ve yendiden yazmaya başlıyorum.

Aslında bu benim (yanlış hatırlamıyorsam) 3.yine ve yeniden başlangıcım. Olsun önemli olan yeniden başlayabilmek bence. 3. ve son defa yine ve yeniden deyişimle beraber, herzaman yapmak istediğim fakat egolarıma yenik düşüp yapamadığım şeyi yapacağım burada. "Sadece" kendi hayatım ile ilgili yazılar yazacağım. Bunun içine ne teknolojik bir gelişme, ne yazılım üzerine hazırlanmış bir makale, nede tasarım ile ilgili küçük notlar olacak. Yani öyle olmasını istiyorum.

3. kez ve son defa söylüyorum. Yine ve yeniden blogcuyum.